
İkinci karşılaşmamız, turist rehberliği mesleğimin ilk yıllarında oldu. Mağusa Sur içini dolaşırken, gruba St. Nicholas Katedrali (Lala Mustafa Paşa Camii) hakkında bilgi verirken, gözüme film sahnesi gibi bir görüntü ilişti. Farklı medeniyetin izlerinin yer aldığı, tarihi meydanda, tarihi cümbez ağacının altında oturmuş, başında şapkası, ak saçlı bir ihtiyar çizim yapıyordu. Bu yaşlı İngiliz, bizim William Dreghorn’dan başkası değildi. Yaklaşık 25 kişilik grubumu, hemen o noktaya doğru yönelttim. Gruba yüzümü dönerek: “Size yaşayan bir tarihi takdim etmek isti yorum. Yanımdaki kişi, kendisini Kıbrıs’a adamış, Kıbrıs’ı ve Mağusa’yı çok seven bir bilim insanıdır. Merhaba Dr.William Dreghorn, misafirlerimize uzun yıllardır burada yaşayan ve kitaplar yazmış birisi olarak neler söylemek istersiniz?” gibi biraz da emrivaki bir cümle kurdum… Bana, bize dönüp baktı, belli ki bu ilgi, biraz da hoşuna gitmişti. Bu özel insan yerinden kalkarak, iyice kısılan sesini yükselterek, tarihi meydan hakkında bizlere bilgi aktarmıştı; “Mağusa’daki bu meydan dünyanın en güzel meydanıdır. Çünkü burası, üç hatta dört farklı medeniyetin izlerini görebileceğiniz, Dünyadaki ender yerlerden biridir. Mağusa’da medeniyetlerin tarihi yaşanmışlık izi var; Lüzinyan, Venedik ve Osmanlı. Bu yüzden Mağusa’a bir açık hava müzesidir. Bu şehrin tarihi yerlerini çizmeyi seviyorum. Her gün, gözüme başka güzel ve farklı görünüyorlar.” Konuşması bitince, herkes onu alkışlayıp, teşekkür edip, fotoğraf çektirmişti. Benim o güne dair en büyük pişmanlığım, fotoğraf makinemin yanımda olmayışıdır. Çünkü gözümle, farklı medeniyetlerin kesiştiği, cümbez ağacının altında çizim yaparken ki William Dreghorn, fotoğrafını çeksem de, gerçeğini çekememiştim… O gün bugündür, Mağusa meydanını anlatırken, “Farklı medeniyetlerin izlerinin buluştuğu adres. Açık Hava Müzesi. Dünyanın en güzel meydanlarından biri…” cümlesini kullanıyorum.
Farklı yıllarda cerayan eden, bu iki farklı anı, dimağımda yer etti. Bir daha da, onu görmem mümkün olmadı. Bu süreçlerde, bulabildiğim bütün kitaplarını, arşivime aldım. Kitaplardaki yalın bilgi ve çizimlerden oluşan görsel şölenden, istifâde ediyorum.
Şu an olmasa da, uzun yıllar boyunca, Girne Kalesi içerisinde yer alan ve 1996 senensinde katıldığım Rehberlik Kursu Döneminde, Arkeolog Rasime Öner’in bize sevdirdiği, “William Dreghorn Sergi Salonu”, Kalenin beğendiğim, anlatmayı sevdiğim bölümleri arasındaydı…
Ada Kıbrıs jeolojisi ve tarihi mirası için William Dreghorn, 93 yaşına kadar çok çaba sarfetti. Kitaplarında, çizimlerinde anlattığı Kıbrıs’ı özlememek, elde değil. Çalışmalarının daimi bir şekilde sergileneceği, bir merkeze kavuşması, o’nu ve ilham perilerini geleceğe taşımanın, en kalıcı yolu olduğuna inanıyorum. Umarım, o’na karşı bu vefa borcu ödenir…
Kaynakça: Taçgey Debeş, Dr. Mehmet Ali Hacışevki ve Müge Şevketoğlu’nun William Dreghorn hakkında anlattığı yazılı ve sözlü anılardan yararlanılmıştır.
Derleyen: Hasan Karlıtaş
